HABER LİSTESİ

  • Dönüşüm şart

    • 7,4 şiddetindeki 17 Ağustos Marmara depreminin üzerinden 18 yıl geçti. Binlerce can alan 1999 depreminden ders çıkarmaya çalışan Türkiye'de sağlam yapı konusunda hala istenilen düzeye kavuşamadı. Uzmanlar, bunun çaresinin kentsel dönüşümü hızlandırmak olduğunu söylüyor.

      ​Deprem gerçek dönüşüm şart

       

       

       

       

       

       

       

       

       

       

      ​Deprem gerçek dönüşüm şart

      undan tam 18 yıl önce, ülke tarihimize kara gün olarak yazılan 17 Ağustos 1999’da gece 3 sıralarında meydana gelen 7.4 büyüklüğündeki depremde 17 bin 480 kişi hayatını kaybetti. 35 bin 180 konut, 5 bin 770 iş yeri yıkıldı ya da ağır hasar gördü. 40 bin 757 konut, 6 bin 57 iş yeri orta, 45 bin 86 konut ve 6 bin 128 iş yeri de hafif hasarlı olarak kayıtlara geçti. Son dönemde de Bodrum başta olmak üzere Akdeniz bölgesinde sık sık depremler yaşanmaya başladı. Aradan geçen onca zaman akıllara depreme ne kadar hazırlıklı olduğumuzu ve 18 yılda ne kadar yol aldığımız sorularını getirdi.

      istanbul'da dayanıksız yapı çok

      Mar Yapı İcra Kurulu Başkan Yardımcısı Robert Varon, büyük Marmara depremi sonrası gerçekleştirilen çalışmalarda yeterli düzeye gelinemediğini aktardı. Kentsel dönüşümün hızlanması gerektiğini belirten Varon, “İstanbul’da hala ciddi oranda dayanıksız yapı stoğu var. Bu stoğun hemen dönüştürülmesi de beklenemez. Bu konular ekonomik ve sosyolojik bir çok etkene bağlı" değerlendirmesinde bulundu.

      Hedefte 7,5 milyon konut var

      Çevre ve Şehircilik Bakanı Mehmet Özhaseki de dönüşümde hızlanmak gerektiğine vurgu yaptı. Özhaseki, önümüzdeki 15 yıl içerisinde tüm Türkiye’de riskli olarak gördükleri 7 buçuk milyon civarındaki yapıyı dönüştürmeyi hedeflediklerini söyledi. Özhaseki, “Bu yapılardan yılda İstanbul’da 250 bin konutu Anadolu’da da 250 bin civarında konutu yenilemeyi ve dönüştürmeyi düşünüyoruz. Bunun için de hedef yıl 2018. Her yıl 500 bin konutu değiştirirsek ve dönüştürürsek ortalama ülke ekonomisine 40 milyar dolarlık bir hacim oluştururuz” dedi.

       

       

       

       

       

       

       

       

       

       

       

       

       

  • 6.5 milyon konutta ‘deprem riski’ var

    • Marmara depreminin 18’inci yılında, inşaat sektörü temsilcileri, büyük deprem sonrası getirilen yeni şartnameler, yönetmelikler ve denetim sistemlerinin hem kentin yenilenmesine, hem de inşaat sektörünün gelişimine büyük katkı sağladığını ancak bu konuda yeterince yol katedilemediğini, kentsel dönüşüm konusunda yeni bir yapılanmaya gidilmesi gerektiğini belirtti.

      EKONOMİ SERVİSİ

      ‘Hazırlıklı değiliz’

      Gayrimenkul Yatırım Ortaklığı Derneği (GYODER) Yönetim Kurulu Başkanı Feyzullah Yetgin, “6.5 milyon konut deprem açısından riskli bina statüsünde. Topraklarının tamamına yakını deprem kuşağında bulunan ve her an deprem riski ile yaşadığımız ülkemizde, hayata geçirilen tüm düzenleme ve yapılanmalara rağmen hâlâ depreme tam anlamıyla hazırlıklı olmadığımızı söyleyebiliriz.”

      ‘Tabut’ binalar

      İstanbul İnşaatçılar Derneği (İNDER) Yönetim Kurulu Başkanı Nazmi Durbakayım da depremden sonra devletin ilgili kurumlarının reformlar yapmaya çalıştığını ancak aradan geçen 18 yılda çok başarılı olunmadığını söyledi. Durbakayım, şöyle konuştu:

      “Yasalar, yönetmelikler maalesef hem bireylerin, hem de firmaların kişisel çıkarları nedeniyle istenildiği şekilde ve ölçüde kullanılamıyor. Rant uğruna, 5-10 yıl önce kendi yaptığı binaya çürük raporu alarak yeniden inşa eden firmalar var. Kat Mülkiyeti Kanunu’nun ardına sığınan bireyler birkaç metrekare uğruna dönüşüm projelerini kilitleyerek yüzlerce hak sahibini tabut binalarda yaşamaya mahkum ediyor. 20 milyon konutun yarısının yeniden inşa edilmesi gerekiyor. Ortalama bir dairenin yenilenme maliyetinin 150 bin lira olduğu düşünülürse, 10 milyon dairenin yeniden yenilenmesinin maliyetinin 1.5 trilyon lirayı aşacaktır. Bu büyüklükte bir bütçe hiç kimsede yok.”

      ‘Bina ömrü bitmiş’

      Türkiye İnşaat Malzemesi Sanayicileri Derneği (Türkiye İMSAD) Yönetim Kurulu Başkanı Ferdi Erdoğan inşaatların en az 100 yıl için yapılması, kent mimarisinde sık sık değişikliğe gidilmemesi gerekliliğini vurguladı. Erdoğan, 20-30 yıl, yani bir otomobil kadar kullanım ömrü olan binalarda yaşandığını belirterek, “1970’lerde, az katlı, bahçeli evler yıkıldı yerine apartmanlar yapıldı. Şimdi aynı binalar bir kez daha dönüşüyor. Arada 30-40 yıllık bir zaman var, çok ciddi bir kaynak harcanıyor. Kentsel dönüşümde mahalleler değil, sadece binalar dönüşüyor. Dönüşürken  servet etkisi ilk sırada yer alıyor. Para kazanma algısı çok yüksek” dedi.

       

  • En büyük kentsel dönüşüm Bursa'da

    • Büyükşehir Belediye Başkanı Recep Altepe, Bursa'nın 17 Ağustos 1999 yılında depremi en yakından hisseden, en derin yaşayan kentlerden biri olduğunu vurguladı. Altepe, şöyle devam etti: 'Çünkü Bursa, gerek konumu gerekse kentsel yapısıyla 1. Derece deprem bölgesinde olan bir şehir. Tarih boyunca çeşitli zamanlarda depremler görmüş olan Bursa, 1999 depreminde mevcut yapısıyla büyük yaralar almamış olsa da, birçok konuda eksik olduğumuzu görmüş olduğumuz bir dönemdi. Bursa'da da günlerce insanlar akşamları sokaklarda yattı, evlerine uzun süre giremediler. Bazı binalarda derin çatlaklar, yapısal bozulmalar gözlendi. İnsan, hiçbir şeyi kendisi deneyimlemeden bilemiyor. Ancak, 1999 depreminden sonra herkes yaşadığı evi kontrol etmeye, deprem yönetmeliğini incelemeye, deprem ve olası afetlere karşı önlem almaya yönelik adımlar atmaya başladı. Bu sadece vatandaş için değil tabii ki… Gerek yerel gerekse merkezi yönetimlerde de deprem gerçeği etraflıca değerlendirilmeye başlandı. Devamında da tabii ki kentsel araştırmalar yapıldı, depreme yönelik önlemler ve gereklilikler etraflıca araştırıldı, yapılması gerekenler yapılmaya başlandı.
      17 Ağustos'ta, çok can yandı. Bundan sonraki süreçte bu durumların yaşanmaması veya en az hasarla atlatılabilmesi hedefi, herkesi tedbir almaya yönlendirdi. Bu durum, özellikle hızla gelişen ve büyüyen, nüfusu göçlerle de artan Bursa gibi şehirlerde, 'kentsel dönüşüm' ihtiyacını gündeme taşıdı. Binalarda gerekli düzenlemeler, hasarlı yapıların yıkılıp yeniden yapılması, çarpık kentleşmenin değerlendirilip önüne geçilmesi gibi çalışmalarla geleceğe daha sağlam adımlar atılması hedefleniyor. Bizler de yerel yönetimler olarak, kentimizin sıkıntılarını en iyi bilen insanlar olarak Bursa'da sağlıklı ve yaşanabilir bir kenti oluştururken, aynı zamanda güvenli yaşam alanlarını da oluşturmaya çalışıyoruz. Çünkü bizim önceliğimiz her zaman 'insan'… İnsanımız mutlu olsun, sağlıklı, güvenli, depreme dayanıklı binalarda yaşamlarını sürdürsün… Bunu istiyoruz. Bugün önlem alınmazsa olası bir depremde, 1. Derece deprem kuşağında bulunan Bursa'da yaşanabilecek her türlü kayıptan herkes sorumlu olacaktır ve bunun da hiçbir telafisi olamaz… Öncelikle kentsel dönüşüm, başlı başına bir alan. Yani 'ben yaptım oldu' kafasıyla yapılacak bir iş değil… Bursa, bugün kentsel dönüşümde ilk sırada. Yani artık sitelerde vatandaşlar, kendileri bir araya gelip binalarının eksiklerini tespit edip, kentsel dönüşüme yöneliyorlar. Artık insanlar daha bilinçli. Öte yandan herkes, yaşamın değerini biliyor ve kendisi için kaliteli bir hayat kurmak adına araştırıyor. Kentsel dönüşüm bilinci, artık Bursa'da yerleşti. Bursa'da gerek doğru yapılaşmayı, gerekse kentsel ekonomik kalkınmayı da sağlamak amacıyla önce otel inşaatları gibi yapılar için başlatılan 0,50 emsal artışı uygulaması, tüm kentte kentsel dönüşüm seferberliği başlattı adeta. Büyükşehir Belediyesi Meclisi'nden alınan onayın ardından çeşitli sitelerde ve mahallelerde de uygulanmaya başlanan emsal artışı, şehirde doğru yapılaşmaya olan ilgiyi de arttırdı. İlk olarak Nilüfer İlçesi'ndeki Nilüfer Sitesi ile başlayan kentsel dönüşüm faaliyetleri, Emek Sitesi'nde de, Nazar Sitesi'nde de başladı. 1050 Konutlar ve Akpınar gibi bölgelerde de kentsel dönüşüm adımlarının atıldığı Bursa'da İstanbul Caddesi'nde T2 raylı sistem hattı çalışmalarının da katkısıyla başlayan dönüşüm, çok yakın zamanda kendisini gösterecek ve çok yakın zamanda Bursa'nın çehresini değiştirecek. İlçe belediyelerinin de kendi ilçelerinde desteklediği ve başlayan faaliyetlerle, özellikle Yıldırım gibi Osmangazi gibi ilçelerde kentsel dönüşüm çalışmaları hız kazandı. Aynı zamanda Büyükşehir Belediyesi olarak sadece bina yıkıp yerine bina yapmıyoruz biz… Kente nefes aldıracak sağlıklı yaşam alanları kazandırmak amacıyla gerekli bölgelerde kamulaştırmalarla yollar açıyor, spor sahaları, yürüyüş yolları, parklar ve meydanları kentimize kazandırıyoruz. Bunlar da dönüşümün bir adımı… Aynı zamanda kentte uzun yıllar atıl kalmış tarihi ve kültürel mirası ayağa kaldıran restorasyon ve rekonstrüksiyon çalışmalarımız da tarihi dönüşümün en güzel örneklerinden… Büyükşehir Belediyesi olarak, Bursa'yı her alanda sağlıklı ve güvenli bir geleceğe taşımak amacıyla faaliyetlerimizi aralıksız sürdürüyoruz. Bursa, sürekli gelişen, büyüyen, genişleyen bir kent. Bütünşehir uygulamasının ardından il sınırları 11 bini aşan Bursa'nın daha yaşanabilir ve sağlıklı bir kent olması hedefi ve vizyonu hem Büyükşehir Belediyesi olarak bizleri hem de tüm halkı heyecanlandırıyor. Bursa, tarihinden sporunda, kent kültüründen doğal güzelliklerine kadar her alanda öncü ve örnek bir şehir. Bu şehrin insanları, her güzelliği hak ediyor. Dolayısıyla sağlıklı ve yaşanabilir Bursa için, herkes üzerine düşeni yapmalı. Yerel yönetimler olarak bizler 'insan' odaklı hizmetlerimizle vatandaşlarımızı yanında olmaya gayret ediyoruz. Deprem, insanüstü bir doğa olayı. Tabii ki yüzde yüz bu olur, şu olur diyemeyiz. Ancak son yıllarda kat edilen mesafe doğrultusunda söyleyebilirim ki, Büyükşehir Belediyesi olarak yaptığımız çalışmalar doğrultusunda Bursa'nın olası depreme, eskiye oranla, çok daha hazırlıklı olduğunu söyleyebilirim. Bizler kentsel dönüşümün de en güzel şekilde ve en gerçek hedefine ulaşması için gerekli tedbirleri alıyor, incelemelerimizi ve değerlendirmelerimizi yapıyoruz. Vatandaşlarımızın da yaşamlarına sahip çıkmaları, yaşadıkları mekanın güvenliğine önem vermeleri, eksikleri varsa gidermek için araştırıp gerektiğinde yerel yönetimlerle diyaloğa geçerek sorunlarına çözüm bulmaları önemli. Büyükşehir Belediyesi, Bursa'da 17 ilçede 1076 mahallede, tarımdan turizme kadar her alanda faaliyetlerini sürdürüyor. Kentsel dönüşümde insanlar arası ve kurumlar arası diyaloğun önemine çok inanıyorum. Bu hassas bir konu, sonradan pişman olmamak için bugün herkes üzerine düşeni yapmalı…' 


      Kentsel dönüşüm önemli
      Büyükşehir Belediye Başkanı Recep Altepe, Bursa'nın 1. derece deprem bölgesinde olduğunu hatırlatarak, kentte sağlıklı kentsel dönüşümün önemli olduğunu söyledi. Başkan Altepe, en büyük kentsel dönüşümün Bursa'da gerçekleştirildiğini belirterek, İstanbul Caddesi'nin çehresinin de yeni projelerle değişip kentin en vizyonel caddesi olacağını açıkladı.Büyükşehir Belediyesi'nin Bursa'yı daha yaşanabilir ve daha sağlıklı bir kent haline getirmek amacıyla gerçekleştirilen çalışmaları kapsamında kentsel dönüşümde önemli faaliyetler gerçekleşiyor. Büyükşehir Belediyesi öncülüğünde, Bursa Büyükşehir Belediye Meclisi'nin aldığı kararla başlatılan 0,50 emsal artışı uygulaması, şehirde kentsel dönüşümü artıran önemli bir adımdı. Turizmde başlayan ve konut alanında ise Nilüfer Sitesi ile hız kazanan kentsel dönüşüm faaliyetleri yeni projelerle ivme kazandı.
      Bursa'da sağlıklı kentsel dönüşümün önemini her fırsatta dile getiren Büyükşehir Belediye Başkanı Recep Altepe, Bursa'da yapılan kentsel dönüşümden ulaşıma uzanan özellikli projelerin hem Bursa'ya hem İstanbul Caddesi'ne değer katacağını söyledi. Başkan Altepe, 'Kalite kenti, marka kent Bursa'nın dönüşümünde önemli adımlar atılıyor. Her gün, kentte yeni bir temel atma, kentsel dönüşüm atılımı yapılıyor. Eski binalar yıkılıyor, yerlerine yeni yaşam alanları kazandırılıyor. Kentsel dönüşüme destek veriyoruz' diye konuştu. Bursa'nın 1. derece deprem bölgesinde olduğunu da hatırlatan Başkan Altepe, 'Bursa'da yapılan kentsel dönüşümlerde, bölgeye değer katacak yatırımlarda öncelikle otopark ve sosyal donatı alanlarının bulunmasını önemsiyoruz' dedi.
      Başkan Altepe, emsal artışı uygulamasıyla 211 sitenin dönüşümden faydalandığını sözlerine ekleyerek, 'En büyük kentsel dönüşüm Bursa'da oluyor. 0,50 emsal artışı uygulaması, turizmde tuttu, sonra konut alanlarında da yapılmaya başlandı. Güzel bir dönüşüm oldu' diyerek uygulamaların bitişik nizam yerleşim alanlarında ve mahallelerde de uygulanması çalışmalarının olduğuna değindi.
      Kentsel dönüşümün günden güne önem kazandığını vurgulayan Başkan Altepe, 'İstanbul Caddesi, Bursa'nın en önemli girişi. Burada raylı sistemde 9 istasyon yapılacak, cephe boyunca dönüşüm sağlanacak. Tüm İstanbul Caddesi'nin çehresi değişiyor, kentin en vizyonel caddesi oluyor' dedi.
      Başkan Altepe, Türkiye'nin bir gerçeği olan deprem riskine karşı önlem amacıyla riskli yapıların kaldırılması ve bu alanlarda yenileme yapılarak güvenli yapı üretimi gereksiniminin karşılanması kentsel dönüşüm sürecini gündeme getirdiklerinin altını çizerek, 'Kentsel dönüşüm, afet riski taşıyan yapıların kaldırılarak yenilenmesi ve bu şekilde güvenli kent oluşturma adına yapılan imar düzenlemesi ve uygulaması sürecine verilen isimdir. Bursa'da deprem tehlikesi var, Kuzey Anadolu fayı sisteminde meydana gelen büyük depremler, 1939 yılından beri batıya doğru göç eden bir sistematiğe sahiptir. Marmara'da olası deprem tehdidi altında olan tek kent İstanbul değildir. Türkiye'nin ağır sanayisinin kurulu olduğu Bursa da olası bir deprem riski altında. Kentimizde meydana gelecek bir deprem ise büyük can kayıplarına neden olacak ayrıca ülkemizin ekonomisini de derinden etkileyecektir' dedi. Yoğun yapılaşmaya çözüm
      Bursa'da 1939 yili yerleşim alanı 256 kilometrekareyken bu rakamın 11.600 kilometrekareye çıktığını ifade eden Başkan Altepe, 'Kentsel dönüşüm yapılırken seçimin iyi yapılması gerekiyor. Kentsel dönüşüm yapılırken insanlarla barışık hareket edilmesi gerekir. Bursa, tarihi dokusu itibariyle Türkiye'nin en müstesna şehirlerinden biridir. Bursa'da yapılacak her değişiklik bu şehrin sadece mimari dokusunu değil sosyal ve kültürel dokusunu da etkilemektedir. Biz, kentsel dönüşüm projelerini şehrimizin bu hassasiyetini göz önünde bulundurarak uyguluyoruz. Kentsel dönüşüm, eski binaların yıkılıp yerine yenilerinin yapılmasından çok daha geniş bir değişim sürecidir. Şu anda, 1. derece deprem bölgesinde yer alan Bursa'da risk altında bulunan binalar Büyükşehir Belediyesi'nin, yol, spor tesisi, park, çocuk oyun alanı gibi projeleri için kamulaştırılarak yıkılıyor. Böylelikle yıkılma riski bulunan binaların bulunduğu yerler, yoğun yapılaşmadan uzak, rekreasyon alanları ve yollar olarak kente kazandırılıyor' diye konuştu.

  • TMMOB: İstanbul başta olmak üzere ülkemiz ne yazık ki olası bir depreme hazır değil

    • TMMOB: İstanbul başta olmak üzere ülkemiz ne yazık ki olası bir depreme hazır değil

      "OLASI BİR İSTANBUL DEPREMİNDE, 18 MİLYONLUK BİR KENT, 20 HEKTARLIK ALANA SIĞDIRILMAYA ÇALIŞILACAK VE BUNUN İSMİ DE, 'AFETE HAZIRLIK' OLACAK. 18 MİLYONLUK KENT KADERİNE RAZI HALDE DEPREMİ BEKLEMEKTEDİR" 

      İSTANBUL (DHA) - TMMOB İnşaat Mühendisleri Odası İstanbul Şubesi, 17 Ağustos Kocaeli Depreminin 18'nci yılı nedeniyle yazılı bir basın açıklamasında, "İstanbul başta olmak üzere ülkemiz ne yazık ki olası bir depreme hazır değil. İstanbul'da 2 milyon konut depreme karşı güven vermemektedir. İstanbul depreminin ne zaman olacağı belli olmadığı için, kamu kurumlarına ait binaların 2021 yılına kadar güvenli hale getirileceği, özel konutların güvenli hale getirilmesi için ise 20 yıl gerektiğine dair resmi açıklamaların önemi bulunmaktadır. En iyimser tahminde bile binlerce İstanbullunun can güvenliği tehlike altındadır. Deprem Toplanma Alanlarının yapılaşmaya açılması, bazı güzergahların otoparka dönüştürülmesi yerel yönetimlerin insan hayatını değil, rantı önemsediğinin göstergesidir.Bütün bir hayat, Türkiye'nin bir deprem ülkesi olduğu gerçeğine göre düzenlenmelidir. Ülkemizde 20 milyon yapı bulunmaktadır. Yapı stokunun yarısına yakını, 7 milyonu güvenli olmaktan uzaktır. Olası bir İstanbul depreminde, 18 milyonluk bir kent, 20 hektarlık alana sığdırılmaya çalışılacak ve bunun ismi de, 'afete hazırlık' olacak. 18 milyonluk kent kaderine razı halde depremi beklemektedir" dedi. 

      TMMOB İnşaat Mühendisleri Odası İstanbul Şubesi Başkanı Nusret Suna yaptığı yazılı basın açıklamasında şu ifadeleri kullandı: "İstanbul başta olmak üzere ülkemiz ne yazık ki olası bir depreme hazır değil. İstanbul`da 2 milyon konut depreme karşı güven vermemektedir. İstanbul depreminin ne zaman olacağı belli olmadığı için, kamu kurumlarına ait binaların 2021 yılına kadar güvenli hale getirileceği, özel konutların güvenli hale getirilmesi için ise 20 yıl gerektiğine dair resmi açıklamaların önemi bulunmaktadır. En iyimser tahminde bile binlerce İstanbullunun can güvenliği tehlike altındadır. Deprem Toplanma Alanlarının yapılaşmaya açılması, bazı güzergâhların otoparka dönüştürülmesi yerel yönetimlerin insan hayatını değil, rantı önemsediğinin göstergesidir. Deprem Toplanma Alanı, üzerinde konteyner kentlerin kurulabileceği, elektrik, su, ısınma, duş, tuvalet gibi temel ihtiyaçların karşılanabileceği altyapıya sahip büyük ve geniş alanlar olmalıdır.  • Kentsel dönüşüm projeleri deprem odaklı değil, rant odaklı gerçekleştirilmektedir. 

      BÜTÜN BİR HAYAT, TÜRKİYE'NİN BİR DEPREM ÜLKESİ OLDUĞU GERÇEĞİNE GÖRE DÜZENLENMELİDİR
      Bilimin, meslek disiplinlerinin ve meslek odalarının itibarsızlaştırılma ve işlevsizleştirilme çabası deprem önlemlerinin önündeki engeldir. Bütün bir hayat, Türkiye'nin bir deprem ülkesi olduğu gerçeğine göre düzenlenmelidir. İnsan hayatına değer verip vermediğimiz, depremin yıkıcı etkisini azaltacak önemdedir. İnşaat Mühendisleri Odası İstanbul Şubesi, tercihini insandan, insan hayatının niteliğinin yükseltilmesinden ve kamusal alanın genişletilmesinden yana kullanmaya kararlıdır.  

      ÜLKEMİZ VE İSTANBUL DEPREME HAZIR MI? 
      17 Ağustos 1999 depreminin 18. yıl dönümünde, şimdiye kadar defalarca sorduğumuz soruyu yeniden sormak istiyoruz. Ülkemiz ve İstanbul depreme hazır mı? Bu soru başlığı altında başlayacak tartışma, bir bütün olarak ülke tarihini sorgulamak, sorgulamanın odağına 1999 depremlerinden sonraki zaman dilimini almak anlamına gelecektir. Açık ki tartışma, deprem tehlikesi ve deprem önlemleri sınırında kalmayacak, kamuoyunu daha önemli bir sorunun yanıtını aramaya yönlendirecektir. Soru şudur: İnsan hayatını ne kadar önemsiyoruz, insan hayatına ne kadar değer veriyoruz? Soru, mesleki-teknik bir tartışmayı değil, daha çok ekonomik-siyasal ve sosyal tercihleri gündeme getirecektir. Dikkat edilirse, 17 Ağustos Marmara depreminin her yıl dönümünde, kamu kurumları da dahil olmak üzere, meslek odaları, partiler, sendikalar ve diğer kurumlar peş peşe açıklama yapmaktadır. Hazırlanan metinlerde, Türkiye'nin bir deprem ülkesi olduğu gerçeği hatırlatılmakta, yapı envanterinden güçlendirme çalışmalarına, kentsel dönüşümden afet sonrası yapılacaklara kadar mevcut durum tespiti, sorunlar ve çözüm önerileri kamuoyuyla paylaşılmaktadır. 

      YIL DÖNÜMLERİNDE YAPILAN AÇIKLAMALARIN, "ADET YERİNİ BULSUN" ANLAYIŞI İLE HAZIRLANDIĞI SÖYLENEBİLİR
      İşin doğrusu, yıl dönümlerinde yapılan açıklamaların, "adet yerini bulsun" anlayışı ile hazırlandığı söylenebilir. Özellikle kamu kurumlarının, merkezi ve yerel yönetimlerin sorumluluklarını yerine getirmesi beklenirken, sürecin neredeyse kısır döngü halini aldığı dikkat çekmektedir.  Aradan geçen zaman zarfında, güvenli yapı üretimini gerçekleştirmek, gelecek kaygısını ortadan kaldırmak mümkün olmamış, yapı stoku iyileştirilememiş, kentlerimiz depreme hazır hale getirilememiş, deprem kültürü içselleştirilememiştir. Bütün bu olumsuzlukların ortadan kaldırılması siyasi iktidarın sorumluluğundadır. Bilinmelidir ki, meslek odaları tekrara düşmekten korkmadan sorunları ısrarla ve inatla gündeme getirmektedir. Bizler meslek odaları olarak 18 yıldır hiçbir olumlu adım atılmadığını iddia etmiyoruz. Ancak çözülmesi mümkün olumsuzlukların varlığını hâlâ devam ettirdiğini de görmezden gelmemiz olanaklı değildir.  Ne yazık ki her geçen yıl unutulmaya yüz tutan deprem gerçeğini, son birkaç aydır özellikle Ege Denizi odaklı depremler yeniden kendini hatırlattı. 

      ÜLKEMİZDE 20 MİLYON YAPI BULUNMAKTADIR. YAPI STOKUNUN YARISINA YAKINI, 7 MİLYONU GÜVENLİ OLMAKTAN UZAKTIR
      Son aylarda Çanakkale, Manisa, İzmir ve son olarak da Muğla'da depremler gerçekleşti. Bodrum'da 6,6 büyüklüğünde meydana gelen deprem aynı zamanda tsunamiye neden oldu. Bodrum ve Datça'da yapılar hasar gördü. Büyük ölçüde maddi hasar oluştu.  Bu depremlerde can kaybı olmaması oldukça sevindirici olsa da, umuyoruz ki siyasi iktidara sorumluluklarını yeniden hatırlatmasına vesile olacaktır. Temennimiz, yapı üretiminden başlayarak bütün bir hayatın deprem gerçeğine uygun düzenlenmesidir. Ülkemizde 20 milyon yapı bulunmaktadır. Yapı stokunun yarısına yakını, 7 milyonu güvenli olmaktan uzaktır. Yani ya yıkılmalı ve yeniden inşa edilmeli ya da güçlendirilmelidir. Güvenli olmaktan uzak 7 milyon yapının 2 milyonu İstanbul'da bulunmaktadır. 

      İSTANBUL VALİLİĞİ PROJE KOORDİNASYON BİRİMİ'NDEN YAPILAN AÇIKLAMA
      İstanbul Valiliği Proje Koordinasyon Birimi'nden yapılan açıklamada, İstanbul'da kamu binalarının büyük bölümünün depreme karşı güçlendirildiği ya da yıkılıp yeniden yapıldığı, 978 kamu binasının güçlendirildiği, 310'unun yeniden yapıldığı belirtildi.  Aynı sayıya dahil olmak üzere okullarla ilgili de bilginin yer aldığı açıklamada, okulların büyük oranda güçlendirildiği ya da yıkılıp yeniden yapıldığı ifade edildi. Hastaneler, yurtlar, sağlık ocakları, sosyal hizmet binalarını güçlendirmenin öncelikli hedef olduğu vurgulandı. Proje Koordinasyon Birimi şimdiye kadar 784 okul, 49 hastane binası, 59 poliklinik ve sağlık ocağı, 43 idari, 27 yurt binası ve 16 sosyal hizmet binasının güçlendirildiğini, 275 okul, 6 hastane, 2 poliklinik ve sağlık ocağı, 11 idari bina, 10 yurt binası ve 6 sosyal hizmet binasının ise yeniden yapıldığını açıkladı. Ayrıca her yıl 100 okulda güçlendirme çalışması yapılması hedeflendiği eklendi.  Mevcut durum özetini tamamlarken, İstanbul`da bulunan köprü, viyadük ve anayollarla ilgili güçlendirme çalışmalarının tamamlandığını, su, elektrik ve doğalgaz altyapılarının gözden geçirildiğini belirtmek gerekiyor. Yapıldığı açıklanan bu çalışmaların tamamını olumlu buluyoruz. Ancak; İstanbul'da okul öncesi, ilköğretim, ortaöğretim ve üniversite sayısı 5 binden fazladır. Hastane sayısı 250'ye, yurt sayısı 300'e yakındır. Dolayısıyla, güçlendirildiği ya da yeniden yapıldığı belirtilen yapıların sayısı ile toplam yapı sayısı arasında hâlâ uçurum bulunmaktadır. 

      BAKANIN AÇIKLAMASINDAN DA ANLAŞILACAĞI ÜZERE İSTANBUL NÜFUSU BÜYÜK ORANDA GÜVENLİ OLMAKTAN UZAK KONUTLARDA YAŞAMAKTADIR
      Öte yandan asıl sorun ise 2 milyon civarında olduğu bilinen konutlardan kaynaklanmaktadır. Erzurum Üniversitesi mezunları toplantısına katılarak bir konuşma yapan Çevre ve Şehircilik Bakanı Mehmet Özhaseki, Türkiye`de yapı stokunun 10-15 yılda sağlam hale geleceğini, ancak kaçak yapı arzusunun devam ettiğini vurgulayarak; 'Türkiye`de yaklaşık 20 milyon civarında yapı stoku var. Bunların büyük çoğunluğu depreme dayanıksız ve yaşam için elverişsiz. Bunların yıkılması lazım. Bunları, senede 500 bin konutu değiştirmek üzere bir program hazırlayarak 15 yıl içerisinde tamamlamayı düşünüyoruz. Yılda 500 bin konutun değiştirilmesi. Bunun 200 bini İstanbul`da, 300 bini Anadolu`da. Böyle yaparsak bakanlık olarak üzerimize düşeni yapmış oluruz diye düşünüyorum.' şeklinde açıklama yaptı. Sayın Bakanın açıklamasından da anlaşılacağı üzere İstanbul nüfusu büyük oranda güvenli olmaktan uzak konutlarda yaşamaktadır. 1999 Depremi`nden sonra İBB tarafından 2002 yılında mevcut yapı stoğuna ilişkin güçlendirme ve yenileme çalışmalarının ne şekilde yapılacağına ilişkin tüm taraflarla bir araya gelinerek deprem master planı hazırlanmıştı.  Sonrasında 2006 yılında İstanbul Valiliği bünyesinde kurulan İstanbul Proje Koordinasyon Birimi (İPKB) tarafından yürütülen İstanbul Sismik Riskin Azaltılması ve Acil Durum Hazırlık Projesi (İSMEP) kapsamında yapılan açıklamada ise kamu kurumlarına ait binaların 2021 yılına kadar elden geçirileceği, kentsel dönüşüm projelerinin tamamlanma süresi için 20 yıl gerektiği belirtilmektedir. Oysa 2002 yılında hazırlanan Deprem Master Planı o gün uygulanmaya başlansaydı, şu anda 15 yılı tamamlamış ve kentimiz büyük oranda deprem güvenlikli kent haline gelmiş olacaktı. Şimdi sormak istiyorum: Milyonlarca insanın deprem tehdidi altına bulunduğu, olası bir İstanbul depreminde binlerce insanımızı kaybedeceğimiz açıkken, sorunu zamana yayarak çözmeyi düşünmek cinayete davetiye çıkarmak değil midir? 

      SORUN BELLİDİR, ÇÖZÜM MÜMKÜNDÜR 
      Bizim gibi ülkelerde; Kentleşmenin, sağlıksız ve kaçak yapılaşma, altyapı eksikliği ile paralellik göstermesi, İmar afları ile kaçak yapılaşmanın adeta teşvik edilmesi,  Yapı üretim sürecinin denetimsizliği, nitelikli tasarım-uygulama-denetim ilişkisinin kurulamaması,  Yapı malzemeleri üretiminin denetimden uzak hali,  Kentlerimizin merkezi bütünlüklü, sürdürülebilir imar planının olmayışı,  Deprem anını ve sonrasını kapsayan afet planının yetersizliği, deprem bilincinin oluşturulamaması, deprem mevzuatının eksikliği,  Meslek odaları etkisizleştirilerek mesleki uygulamaların denetimsizliğe mahkûm edilmesi, mühendislik hizmetlerinin önemsenmemesi, Siyasi iktidarların insana ve doğaya, yatırım yapmak yerine ranta yönelmesi, sorunlar listesinin dikkat çeken başlıklarıdır. Çözümler ise tercihimizin ne olduğuyla doğrudan bağlantılı olarak hayata geçirilebilir. Dikkat çekmek istiyoruz: Olası bir İstanbul depreminin ne zaman olacağı belli değildir. Dolayısıyla 20 yıl sonra kentsel dönüşümün tamamlanacağına dair hedef, kent nüfusunun büyük bir kısmını güvenli olmaktan uzak bir hayata mahkûm etmek dışında bir anlam ifade etmemektedir. Kamu idaresi tarafından kamuoyuyla paylaşılan verilerin gösterdiği hedeflere ulaşılacağı düşünülse bile İstanbulluların büyük bir risk altında olduğu gerçeğini değiştiremeyecektir.

      OLASI BİR İSTANBUL DEPREMİNDE, 18 MİLYONLUK BİR KENT, 20 HEKTARLIK ALANA SIĞDIRILMAYA ÇALIŞILACAK
      Gündemimizdeki en önemli sorunlardan biri de deprem toplanma alanlarıdır. Bilindiği gibi 1999 depremlerinden sonra İstanbul`da, kamuoyunda "deprem toplanma alanı" olarak bilinen 470 "Geçici İskan Alanı" tespit edilmişti. Aynı şekilde, deprem sonrası kullanılacak 562 'Birinci Derecede Acil Ulaşım Yolu' belirlenmişti. Son birkaç yıldır, toplanma alanlarının ve ulaşım güzergâhlarının akıbeti ile ilgili bilgiler kamuoyuyla paylaşıldı. Deprem toplanma alanı olarak belirlenen yerlerin yapılaşmaya açılması, hatta üzerlerine AVM yapılması, bazı güzergâhların otoparka dönüştürülmesi yerel yönetimlerin insan hayatını değil, rantı önemsediğinin göstergesidir. İstanbul Büyükşehir Belediyesi Deprem ve Doğal Afet Komisyonu raporuna göre, şu an İstanbul`da belirlenen Deprem Toplanma Alanı sayısı 77. Bu alanların toplam genişliği ise 20 hektar kadardır. Olası bir İstanbul depreminde, 18 milyonluk bir kent, 20 hektarlık alana sığdırılmaya çalışılacak ve bunun ismi de, 'afete hazırlık' olacak. Kaldı ki, Deprem Toplanma Alanı, üzerinde konteynır kentlerin kurulabileceği, elektrik, su, ısınma, duş, tuvalet gibi temel ihtiyaçların karşılanabileceği altyapıya sahip büyük ve geniş alanlar olarak tarif edilmektedir. Dolayısıyla okul bahçelerinin, parkların, boş arazilerin toplanma alanı olarak belirlenmesinin herhangi bir önemi bulunmamaktadır. 

      18 MİLYONLUK KENT KADERİNE RAZI HALDE DEPREMİ BEKLEMEKTEDİR
      Dolgu bölgelerin toplanma alanı olarak belirlenmesi ise tam bir tuhaflığa işaret etmektedir. Deprem Toplanma Alanlarının kolay ulaşılabilecek yerlerde olması gerekirken, ne yazık ki bu gereklilik de dikkate alınmamaktadır. İstanbul gibi nüfusu 20 milyona yaklaşan bir kentte, mevcut alanların çoğaltılması ve donanımlı hale getirilmesi gerekirken, mevcutların bile korunmaması insan hayatına verilen değerle doğru orantılıdır.  18 milyonluk kent kaderine razı halde depremi beklemektedir. Yine dikkat çekmeliyiz ki, bırakalım depremi, son günlerde karşı karşıya kaldığımız su taşkınları, İstanbul`un altyapısının yetersizliğini gözler önüne çıkarmıştır. Yağmur nedeniyle İstanbul ulaşımı durma noktasına gelmiş, kötü hava koşulları iletişimi bile engellemiş, kent kelimenin tam anlamıyla felç olmuştur. Su taşkınında bile teslim olan kentin, depremde nasıl tepki vereceğini tahayyül etmek bile başlı başına ürkütücüdür. Özellikle İstanbul`da kent merkezlerinde bulunan, 200 milyon metrekare genişliğe sahip 195 askeri alanın boşaltılması gündemde. Bu alanların ne şekilde kullanılacağına ilişkin ise herhangi bir açıklama yapılmış değil. Bizim endişemiz bu alanlarında yapılaşmaya açılarak yoğunluğun artırılması ve rant sağlanması. Biz bu alanların deprem toplanma alanı olarak kullanılmasını öneriyoruz. Bu düzenlemenin şu gün için kentin ihtiyacının önemli bir kısmını karşılayacağını belirtmek isteriz.  

      SAYIN BAKAN AÇIK BİR DİLLE, KENTSEL DÖNÜŞÜM PROJELERİNİN RANTA DÖNÜK OLDUĞUNU İTİRAF ETMEKTEDİR
      Bugün deprem önlemi olarak kentsel dönüşüm projelerinin yürütüldüğü iddia edilmektedir.  Deprem tehlikesi ile meşruluğu sağlanan kentsel dönüşüm projelerinin, bir bütün olarak bu amaca uygun düzenlenmediği, kentlerin rant değeri yüksek bölgelerinden başladığı bilinmektedir.  Bu durum, 'Yatırım ve Hizmetleri Değerlendirme Toplantısı`nın açılışında bir konuşma yapan Çevre ve Şehircilik Bakanı Mehmet Özhaseki tarafından da tespit edilmiştir. Sayın Bakan, kentsel dönüşümün doğru bir fikir olduğunu, çürük yapıların yıkılması gerektiğini, kentsel dönüşüm adı altında yeni şehir rezaletlerinin ortaya çıktığını ifade etmiştir. Sayın Bakanın, kentsel dönüşüm projeleriyle rant ilişkisi konusunda uyardığı konuşmada sayın Bakan şunları söylemiştir: "İstanbul ölçeğindeki boyutta rant savaşları veriliyor. Yoğunluk ikiyken dört yap, dörtken sekiz yap, sekizken 16 yap. Nasıl olacak? İstanbul`un nüfusu 15 milyon 30 milyona mı çıkaracaksınız. İki misline katlaya katlaya nereye gideceksiniz böyle? Altyapısını iki misline katlayarak çözüyor musunuz? Yok. Yeşil alanı artırıyor musunuz? Yok. Okul alanları yok, otopark yok, yolu iki misline çıkarıyor musunuz? Yok. Peki konutların sayısını iki misline çıkarınca halimiz ne olacak bizim?' Sayın Bakan açık bir dille, kentsel dönüşüm projelerinin ranta dönük olduğunu itiraf etmektedir. Kentsel dönüşüm uygulamalarının yeniden gözden geçirilerek bütünlüklü bir planlama ile ele alınması gereklidir. 

      KENT POLİTİKALARI BİLİME, TEKNİĞE VE AKLA UYGUN BİR PERSPEKTİFLE RANT İÇİN DEĞİL TOPLUM YARARI İÇİN ELE ALINMALI
      Açıklamamızın başında da belirttiğimiz gibi deprem ve diğer doğa olaylarının afete dönüşmesi sadece mesleki-teknik bir tartışma değil, daha çok ekonomik-siyasal ve sosyal tercihler ile ilgilidir.  Marmara Depremi`nin 18. yılında bir hatırlatmak isteriz ki kent politikaları bilime, tekniğe ve akla uygun bir perspektifle rant için değil toplum yararı için ele alınmalıdır. Bunun için de temel koşul mühendislik hizmetlerinin kalitesinin arttırılmasından geçer. Ülkemizde yeterli öğretim elemanı olmaksızın politik nedenlerle sayıları hızla artan mühendislik fakültelerinde kaliteli eğitim yapılamamaktadır. Bunu gidermeye yönelik olarak profesyonel mühendislik yaşamının düzenleyicisi olması gereken meslek odalarının görüşleri dikkate alınmamakta hatta tam tersine yetkileri giderek budanmaktadır. Meslek Odaları; üyelerinin denetlenmesini, sicillerinin tutulmasını, mesleki faaliyetlerini kayıt altına alarak etik ve ahlaka uygun bir hizmet yapmalarını sağlamak çabası içindedir. İlgili bakanlık özerk bir yapıya sahip olan Meslek Odaları üzerinde mali ve idari denetim kurarak vesayet ilişkisini hayata geçirmeye çalışmaktadır. Oysa meslek odası ile üyeler arasındaki bağın koparılması hizmet kalitesinin oldukça düşmesine neden olmaktadır. Deprem konusu yapı denetim sisteminden afete hazırlık çalışmalarına, ilgili mevzuattan meslek odalarını devre dışı bırakan değişikliklere, deprem bilincinden güçlendirme çalışmalarına, bilimi ve meslek örgütlerini itibarsızlaştıran yaklaşımdan kendi sorumluluklarını gölgelemek amacıyla her olumsuzluğu kadercilikle açıklayan anlayışa kadar geniş bir yelpazeye sahiptir. Ancak hiçbir tartışma, 17 Ağustos 1999`da binlerce insanı kaybettiğimiz gerçeğinden daha fazla bir öneme sahip değildir. İnşaat Mühendisleri Odası İstanbul Şubesi olarak, 17 Ağustos 1999 depreminin yıl dönümünde bir kez daha tercihimizi insandan, insan hayatının niteliğinin yükseltilmesinden ve kamusal alanın genişletilmesinden yana kullanmaya kararlı olduğumuzu duyururuz."    

  • Bursa'da Özgür Sitesi'nde yıkım başladı

    • Bursa Nilüfer'de kentsel dönüşüm çalışmaları

      Bursa'nın merkez Nilüfer ilçesinde, kentsel dönüşüm çalışmaları kapsamında yıkılan sitenin yerine inşa edilecek binalarda, güneş enerjisinden elektrik üretimi yapılacak.

      Bursa Nilüfer'de kentsel dönüşüm çalışmaları

      Ataevler Mahallesi'ndeki 120 dairelik "Emek 23 Sitesi", düzenlenen törenle yıkıldı. Proje kapsamında burada 185 daire ve 25 iş yeri ile sosyal alanlar yapılacak. Her daireye bir kapalı otopark tahsis edilecek. 

      Yeni binalarda, güneş enerjisinden elektrik üretilecek. Bu enerjinin satışından elde edilecek gelir, site yönetimine kalacak. "Gri su" sistemiyle, lavabolardan gelen su 150 tonluk depolarda filtreden geçirilerek, klozet ve sulamada kullanılacak.

      "Kentsel dönüşümde 154 siteye onay"

      Projenin hayırlı olmasını dileyen Altepe, "Kira yardımı da yapılacak. İnşallah 18 ayda inşaat bitecek. Bu projeler, alkışlanacak projelerdir. Bunları yapmayanlar, desteklemeyenler de sorumludur. Burada deprem olalı 18 yıl oldu. Sadece tespit edip beklemek yetmez. Bunlara destek vermek, şehri yenilemek lazım." ifadelerini kullandı.

       

      Kaynak : http://www.bursadabugun.com/

       
  • Kentsel dönüşümde yönetmelik değişti

    • 6306 sayılı kentsel dönüşüm yasanın uygulama yönetmeliği değişti.

      Kentsel dönüşümde yönetmelik değişti

       

      Gayrimenkul Hukuku Derneği Başkanı Avukat Ali Güvenç Kiraz, kentsel dönüşüm sürecinde yaşanan sıkıntıların büyüklüğü nedeniyle neredeyse yönetmelikte çok ciddi ve süreci hızlandıran değişikliklerin yapıldığını ve artık neredeyse jet hızında bir kentsel dönüşüm süreci yaşanacağını söyledi.

       

      Kaynak:hurriyet.com.tr/

  • TORBA YASA KENTSEL DÖNÜŞÜMÜ UÇURACAK

    • Özellikle şehirlerdeki bina veya site bazında yapılan Kentsel Dönüşüm uygulamalarının önündeki en büyük engel bazı kat maliklerinin 2/3 çoğunluğa uymayarak binanın yeniden değerlendirilmesi sürecinde direnç göstererek süreci uzatması ve zaman zaman da tıkaması olarak karşımıza çıkmaktadır. Uygulamada birçok müteahhit firmayı ve kat maliklerini mağdur eden ve sektörü duraklama dönemine sokan bu aksaklıkların aşılmasına yönelik çalışmalar

      Özellikle şehirlerdeki bina veya site bazında yapılan Kentsel Dönüşüm uygulamalarının önündeki en büyük engel bazı kat maliklerinin 2/3 çoğunluğa uymayarak binanın yeniden değerlendirilmesi sürecinde direnç göstererek süreci uzatması ve zaman zaman da tıkaması olarak karşımıza çıkmaktadır. Uygulamada birçok müteahhit firmayı ve kat maliklerini mağdur eden ve sektörü duraklama dönemine sokan bu aksaklıkların aşılmasına yönelik çalışmalar uzun süredir devam etmekteydi.

      Her ne kadar 2/3 çoğunluğa uymayan maliklerin arsa paylarının satışı 6306 Sayılı Kanun ve Uygulama Yönetmeliği ile mümkün olsa da uygulamada bu satış işlemi için binanın yıkılıp arsa haline getirilmesi zorunluluğu aradan geçen bu süreçte, bir müteahhit firma ile sözleşme imzalayan 2/3 çoğunluğun mağduriyetler yaşamasına sebebiyet veriyordu. 2/3 çoğunluğa uymayan malike yapılacak yıkım ihtarları ve verilen süreler, binadan tahliyesi süreci, binanın yıkımı ve arsa haline alması ardından yapılacak olan arsa malikleri kurulu toplantısı vs. gibi süreçlerle geçen süreye ilişkin maliklerin ceplerinden ödenen kiralar maddi bir yük bindirmekte ve inşaat süresinin gecikmesine yol açmaktaydı. Bu mağduriyetin giderilmesi ve sürecin hızlanması için 26.04.2016 tarihinde Resmi Gazete’de yayımlanan Torba Yasa’nın 23.maddesi çok önemli yenilikler getirdi.